Türkiye'nin en çok köyü hangisi ?

Bengu

New member
12 Mar 2024
657
0
0
Bir Köy Sayısından Çok Daha Fazlası: Anadolu'nun Sessiz Rekoru

Merhaba arkadaşlar, bugün sizlerle uzun zamandır aklımda olan bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Belki çoğumuz Türkiye'nin en büyük şehirlerini, en kalabalık ilçelerini konuşuyoruz ama bir gün eski bir haritanın başında durup "Acaba Türkiye'de en fazla köye sahip yer neresi?" diye sorduğumda bambaşka bir dünyanın kapısı açıldı önümde.

Bu sorunun cevabını araştırırken karşıma çıkan yer sadece bir sayıdan ibaret değildi. Binlerce insanın emeği, göç hikâyeleri, unutulmaya yüz tutmuş gelenekler ve geçmişten bugüne taşınan dayanışma kültürü vardı. Bugün sizlere bu araştırmadan ve Anadolu'nun köylerine dair hayali ama gerçek duygularla örülmüş bir yolculuktan bahsetmek istiyorum.

Belki sizlerin de köylerle ilgili bir anısı vardır. Büyükbabanızın anlattığı eski bir yayla hikâyesi, yaz tatilinde gidilen bir köy evi ya da hiç tanımadığınız insanların size gösterdiği sıcaklık… Sizce bir köyü köy yapan şey sadece nüfusu mudur, yoksa içinde yaşanan hikâyeler midir?

Haritadaki İşaret: En Çok Köyü Olan İl

Araştırmaların gösterdiği üzere Türkiye'de en fazla köye sahip il olarak genellikle Sivas öne çıkar. Sivas, yüzölçümü bakımından Türkiye'nin en geniş illerinden biri olması, dağlık ve geniş coğrafyası nedeniyle çok sayıda yerleşim birimine sahiptir. Tarih boyunca farklı toplulukların yaşadığı bu topraklarda köyler sadece yaşam alanı değil, aynı zamanda kültürün taşıyıcısı olmuştur.

Bu bilgiyi öğrendiğimde gözümde yaşlı bir köy öğretmeni olan Mehmet Bey canlandı. Yıllar boyunca farklı köylerde görev yapmış, her köyün kendine ait bir hafızası olduğunu düşünen bir karakterdi.

Mehmet Bey bir gün öğrencilerine şöyle demişti:

"Haritada küçük görünen bir nokta, bazen bir insan ömründen daha büyük bir hikâye saklar."

Onun karşısında oturan öğrencilerden biri olan Elif, köylerin neden bu kadar önemli olduğunu sormuştu.

"Öğretmenim, şehirler büyürken köyler neden unutuluyor?"

Mehmet Bey cevap vermeden önce sınıfın penceresinden dışarı bakmıştı.

"Çünkü insanlar bazen büyümeyi sadece binaların yükselmesi sanıyor. Oysa bir toplumun hafızası da büyümelidir."

Köy Meydanındaki İki Farklı Bakış Açısı

Hikâyemizin devamında Sivas'ın bir köyünde yaşayan iki önemli karakterle tanışıyoruz: Hasan ve Ayşe.

Hasan, köyün gençlerinden biriydi. Tarım teknolojileri üzerine araştırmalar yapıyor, köyün üretim sorunlarına çözüm arıyordu. Ona göre her problemin arkasında analiz edilmesi gereken bir neden vardı.

Bir gün köyün su kaynakları azalmaya başlayınca Hasan hemen harekete geçti.

"Önce sorunun kaynağını bulmalıyız. Yağış miktarını inceleyelim, eski su yollarını araştıralım ve ortak bir plan yapalım."

Hasan'ın yaklaşımı hızlı karar alma ve stratejik düşünme üzerine kuruluydu.

Ancak Ayşe farklı bir noktaya dikkat çekti.

"Plan yapmak önemli ama önce insanları dinlemeliyiz. Yaşlılarımız yıllardır burada yaşıyor. Belki bizim görmediğimiz bir çözümü onlar biliyor."

Ayşe, köydeki herkesle konuşmaya başladı. Yaşlıların deneyimlerini, kadınların ev içindeki su kullanım alışkanlıklarını, çocukların ihtiyaçlarını dinledi. Onun yöntemi insan ilişkilerini merkeze alıyordu.

Bir süre sonra Hasan ve Ayşe'nin yaklaşımlarının birbirini tamamladığı ortaya çıktı.

Hasan'ın hazırladığı teknik çözüm önerileri, Ayşe'nin topladığı yerel bilgiler sayesinde daha uygulanabilir hale geldi.

Bu hikâyedeki asıl mesele erkeklerin veya kadınların belirli rollere sıkıştırılması değil; farklı bakış açılarının aynı hedef için birleşebilmesiydi. Çünkü gerçek hayatta çözüm üretmek de toplumsal bağ kurmak da herkesin katkısıyla mümkün olur.

Sizce günümüzde karar verirken sadece teknik bilgiler yeterli mi? Yoksa insanların deneyimlerini dinlemek de en az veriler kadar önemli mi?

Geçmişten Günümüze Köylerin Sessiz Mücadelesi

Türkiye'deki köylerin hikâyesi aslında Anadolu'nun tarihidir. Selçuklu döneminden Osmanlı'ya, Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze kadar köyler ekonomik ve sosyal hayatın temel taşlarından biri olmuştur.

Köylerde yetişen ürünler şehirleri beslemiş, köylerden çıkan insanlar ülkenin farklı bölgelerinde yeni hayatlar kurmuştur. Ancak zaman içinde eğitim, iş imkânları ve şehirleşme nedeniyle birçok köy göç vermiştir.

Mehmet Bey'in eski öğrencisi Elif yıllar sonra köyüne geri döndüğünde bunu fark etmişti.

Çocukluğunda kalabalık olan meydan artık daha sessizdi. Eskiden her evden bir ses gelirken şimdi birçok kapı kapalıydı.

Ama Elif umutsuzluğa kapılmadı.

"Köyler bitmedi, sadece değişiyor."

Bu düşünceyle köydeki gençlerle bir proje başlattı. Geleneksel el sanatlarını, yöresel ürünleri ve köy hikâyelerini dijital ortamda anlatmaya başladılar.

Köyde yaşayan yaşlılar geçmişi anlattı, gençler bu hikâyeleri yeni nesillere ulaştırdı.

Böylece geçmiş ile gelecek arasında yeni bir köprü kuruldu.

Bir Köyün Değeri Sayılarla Ölçülür mü?

Türkiye'nin en çok köyü olan ilini araştırmak ilk bakışta basit bir coğrafya sorusu gibi görünebilir. Ancak biraz derine indiğimizde karşımıza insan hikâyeleri çıkar.

Sivas örneğinde olduğu gibi geniş coğrafya, tarih ve kültürel çeşitlilik çok sayıda yerleşimin oluşmasına neden olmuştur. Fakat asıl değer, köylerin kaç tane olduğundan çok, bu köylerde yaşayan insanların oluşturduğu ortak hafızadır.

Bir köyde yapılan düğün, imece usulüyle onarılan bir yol, yıllardır saklanan bir aile fotoğrafı veya yaşlı bir insanın anlattığı geçmiş hikâyesi aslında büyük bir kültür hazinesidir.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Köyleri sadece nüfus azaldığında hatırlayan bir toplum mu olacağız, yoksa onların taşıdığı değerleri geleceğe aktaracak mıyız?

Son Söz: Haritadaki Noktalardan İnsan Hikâyelerine

Bu yazıyı hazırlarken fark ettiğim en önemli şey şu oldu: Bir yerin büyüklüğü sadece kilometrekareyle ya da nüfusla ölçülmez.

Bazen küçük bir köy, içinde barındırdığı yüz yıllık bir hikâyeyle kocaman bir şehir kadar değerlidir.

Türkiye'nin en çok köyüne sahip ili sorusunun cevabı bizi Sivas'a götürse de asıl yolculuk bizi Anadolu insanının yaşamına çıkarıyor.

Hasan'ın planları, Ayşe'nin insanları dinleyen yaklaşımı, Mehmet Bey'in eğitime olan inancı ve Elif'in geçmişle geleceği birleştirme çabası bize şunu gösteriyor:

Bir toplumu ayakta tutan şey sadece yollar, binalar ve rakamlar değildir. Asıl güç, insanların birbirine bıraktığı hikâyelerdir.

Sizlerin de unutamadığınız bir köy hikâyesi varsa paylaşmanızı çok isterim. Belki de bir sonraki büyük hikâye, sizin anlattığınız küçük bir köy anısında saklıdır.