Türkiye İsrail'i ilk ne zaman tanıdı ?

Bengu

New member
12 Mar 2024
607
0
0
“Bir Dakika… Biz Tarih Kitabında Bunu Kaçırdık mı?”

Geçenlerde bir arkadaş ortamında konu bir şekilde mutfaktan diplomasiye sıçradı. Evet, nasıl oldu bilmiyorum; biri humus dedi, biri harita açtı, biri “Türkiye İsrail’i ne zaman tanıdı?” diye ortaya soru attı. Masada birkaç saniyelik sessizlik oluştu. O sessizlik hani herkesin aynı anda tarih bilgisine güvenip güvenmemeyi düşündüğü türden.

Bir kişi telefonuna uzandı. Bir kişi “Bence çok sonralarıdır” dedi. Bir başkası özgüvenle “Kesin 1960’lar” diye ortaya sayı bıraktı.

Ve sonra ortaya çıkan cevap herkesi kısa süreli tarih şaşkınlığına soktu:

Türkiye, İsrail’i 1949 yılında tanıdı.

Evet, oldukça erken bir tarih.

Ama mesele sadece “ilk ne zaman tanıdı?” sorusu değil. Asıl ilginç olan, neden o dönemde böyle bir karar alındığı ve bugün geriye dönüp bakınca bunun nasıl göründüğü.

---

1949: Yeni Dünya Kurulurken Türkiye’nin Hesap Defteri

İsrail Devleti 14 Mayıs 1948’de kuruldu. Kuruluşun ardından birçok ülke nasıl bir tutum alacağını değerlendirmeye başladı.

Türkiye ise 28 Mart 1949’da İsrail’i resmen tanıdı.

Böyle bakınca cümle kısa. Ama dönemin atmosferi kısa değil.

İkinci Dünya Savaşı yeni bitmişti. Dünya iki büyük blok arasında şekilleniyordu. Diplomasi masaları bugünkü sosyal medya tartışmaları gibi değildi; bir ülkenin attığı her adım uzun vadeli güvenlik, ekonomi ve uluslararası konum hesapları içeriyordu.

Türkiye’nin kararı genellikle birkaç başlıkta değerlendirilir:

Uluslararası sistemle uyumlu hareket etme isteği

Batı dünyasıyla ilişkileri güçlendirme yaklaşımı

Bölgedeki yeni gerçekliği diplomatik olarak tanıma eğilimi

Dış politikada esnek alan bırakma düşüncesi

Burada ilginç olan şu: Tanımak her zaman her politikayı onaylamak anlamına gelmez. Devletler hukukunda diplomatik tanıma çoğu zaman “seni uluslararası sistemde muhatap kabul ediyorum” anlamı taşır.

Forumlarda bu nokta genelde atlanıyor çünkü insanlar doğal olarak tanıma ile desteklemeyi aynı şey gibi düşünüyor.

---

Masadaki İnsanlar ve Tarihe Yaklaşım Farkları

Bu konu açıldığında insanların düşünme biçimleri de ilginç oluyor.

Bir arkadaşım (mühendis, beyaz tahta görünce mutlu oluyor) hemen şöyle yaklaştı:

“Tamam, 1949’da tanımışlar. O zaman soru şu: O dönemde alternatif neydi? Risk analizi neydi? Bölgesel denklem nasıldı?”

Beş dakika sonra peçeteye oklar çizilmişti. NATO, ticaret, diplomasi, uluslararası denge…

Başka bir arkadaş ise konuya tamamen farklı taraftan baktı:

“Peki bölgedeki toplumlar bunu nasıl yaşadı? İnsanlar bunu nasıl algıladı? Kararlar devlet seviyesinde alınıyor ama etkileri insanların hayatına nasıl yansıyor?”

Bir başkası çıkıp şunu dedi:

“Ben olsam önce herkesle konuşur, sonra karar verirdim.”

Diğeri cevap verdi:

“Ben olsam önce senaryo kurar, sonra konuşurdüm.”

Ortaya çıkan şey komikti çünkü kimse aynı soruya aynı yerden yaklaşmıyordu.

Bir kısmımız çözüm ve strateji arıyor. Bir kısmımız ilişkilerin, güvenin, algının peşine düşüyor. Bir kısmımız ise ikisini birlikte düşünüyor.

Ve açıkçası diplomasi dediğimiz şey de biraz böyle çalışıyor.

---

Tanımak = Sonsuz Dostluk mı? Diplomasi Böyle İşlemiyor

Burada çok yaygın bir yanlış anlama var.

Bir ülke başka bir ülkeyi tanıdığında otomatik olarak “bundan sonra her konuda aynı düşünüyoruz” mesajı vermez.

Uluslararası ilişkiler daha çok şu mantıkla ilerler:

“Varlığını kabul ediyorum, ama her konuda aynı çizgide olmayabiliriz.”

Türkiye ile İsrail ilişkileri de tarih boyunca hep aynı seviyede gitmedi.

Dönem dönem yakınlaşmalar oldu.

Dönem dönem gerilimler yaşandı.

Büyükelçilik seviyeleri değişti.

Ekonomik ilişkiler farklı ritimlerde ilerledi.

Siyasi açıklamalar sertleşti ya da yumuşadı.

Yani 1949’daki karar tek satırlık bir hikâye değil; devam eden bir diplomatik dosyanın ilk sayfalarından biri.

---

Forum Klasiği: “Ama O Zaman Bugünle Aynı Değildi”

Tarih konuşurken insanların en sevdiği cümlelerden biri budur.

Ve çoğu zaman haklı bir cümledir.

1949’un dünyasını bugünün internet hızında değerlendirmek bazen yanıltıcı olabiliyor.

Bugün bir gelişme olunca üç dakika içinde herkes fikir açıklıyor.

1949’da bilgi akışı, ittifak dengeleri, güvenlik hesapları, ekonomik öncelikler bambaşkaydı.

Bir devletin dış politika kararı bazen satranç gibi görünür.

Ama yakından bakınca satranç değil; aynı anda oynanan satranç, tavla, domino ve bir miktar hava tahmini gibi durur.

---

Asıl İlginç Soru Belki de Başka

“Türkiye İsrail’i ilk ne zaman tanıdı?” sorusu önemli.

Ama belki daha ilginç soru şu:

Bir ülke dış politikada neye göre karar verir?

İdealler mi?

Güvenlik mi?

Ekonomi mi?

Toplumsal beklenti mi?

Uluslararası sistem mi?

Yoksa hepsinden biraz mı?

Tarih bazen bize net cevaplar vermiyor.

Ama iyi sorular bırakıyor.

Ve galiba bu yüzden böyle konular hâlâ forumlarda dönüp dolaşıp yeniden açılıyor.

Birileri tarih anlatıyor.

Birileri harita açıyor.

Birileri “o dönemi kendi şartlarıyla değerlendirmek lazım” diyor.

Birileri hâlâ humusu masanın ortasında tutuyor.

Sonunda kimse tamamen aynı fikirde olmuyor ama herkes biraz daha fazla şey öğrenmiş oluyor.

Bu da kötü bir sonuç sayılmaz.