Ormancı filmi nerede çekildi ?

BanaDediKi

Global Mod
Global Mod
26 Eki 2020
1,787
0
0
Ormancı Filmi Nerede Çekildi? Bir Hikaye Aracılığıyla Çözüm Arayışı

Giriş: Bir Gece, Ormanda…

Bir gece, karanlık ormanın derinliklerinde, hem geçmişin hem de geleceğin gölgeleri arasında bir hikaye doğuyordu. Orman, sessizdi ama içindeki hikayeler haykırıyordu. Bu yazı, Ormancı filminden bir kesit gibi değil, filmle harmanlanmış bir gerçekliğe yolculuk yapacak. Peki, Ormancı filminde mekân seçimi ne kadar önemlidir? Çekimlerin yapıldığı yerin nasıl bir duygu uyandırdığına hiç dikkat ettiniz mi? Bugün sizi, bu sorunun arkasındaki gizemi açığa çıkarmaya davet ediyorum. Gelin, bu sorunun peşinden birlikte gitmeye başlayalım.

Hikayenin Başlangıcı: O Orman, O Yer

Kendine özgü bir atmosferi olan, rüzgarın ağaçların arasında dans ettiği, yer yer çürüyen yaprakların üzerine basarken çıkan çıtırdayan seslerin tüm dünya ile bağını kopardığı bir yer. Yani, orman. Çekim için seçilen bu orman, yalnızca fiziksel bir mekân değil, bir dönemi, bir ruhu ve bir halkı temsil ediyordu. Ormancı filminin çekildiği yer, Orta Anadolu’nun derinliklerinde yer alan bir köydeydi. Bu köy, yüzyıllardır geleneksel ormancılık ve tarım ile geçimini sağlayan, basit ama dirençli bir halkın yaşadığı bir yerdi.

Köy, ne tam olarak modern dünyanın içinde ne de tamamen geçmişte hapsolmuştu. Ormanın hemen kenarında, ağaçların sıklaştığı bir tepeye kurulmuştu. Bu tepe, aynı zamanda yıllar içinde insan ile doğa arasındaki ilişkiyi şekillendiren bir sınır olmuştu. Çekimlere karar veren yapımcılar, filmin ruhunu en iyi şekilde yansıtacak, doğanın ve insanın kesiştiği, ikisinin de zamanla şekillendiği bir mekân arıyordu. O yer, hem tarihsel bir bağlamı hem de doğanın gücünü vurgulayan bir alan olmalıydı.

Orman: Geçmiş ve Gelecek Arasında Bir Köprü

Hikâyede, ormanın derinliklerine dair düşünceler çoğunlukla erkek karakterler üzerinden şekilleniyordu. Orman, onları hem fiziksel hem de zihinsel olarak sınayan, cesaretlerini test eden bir alan olmuştu. Burada çözüm arayan, stratejik düşünen ve doğayla barışçıl bir denge kurmayı amaçlayan bir grup erkek vardı. Onlar, ormanla ilgili sorunları çözmeye çalışan birer ormancıydılar. Ancak bu çözümler, sadece günlük işlerin yerine getirilmesinin ötesindeydi. Orman, bir yerden çok daha fazlasıydı; adeta geçmişin yükünü taşıyor, her bir ağaç birer anıydı.

Fakat ormanın derinliklerine inildikçe, erkek karakterlerden biri olan Ahmet, eski bir ormancı olan dedesinin izinden gitmek için bir karar alır. Ahmet, ormanları “kurtarma” göreviyle ilgileniyordu; ağaçları kesmek değil, onları korumak ve geleceğe taşımak amacındaydı. Dedesinin her zaman söylediği gibi: “Ağaç kesen, bir bedel öder. Ama onları koruyanlar, zamana karşı zafer kazanır.”

Ahmet’in bu düşüncesi, hikâyenin temel stratejik çözüm önerisini yansıtır. Erkeklerin genellikle sorunları çözme ve düzen oluşturma amacına hizmet eden bakış açıları burada da net bir şekilde görülür. Ancak Ahmet’in çözüm arayışındaki empati eksikliği, kadın karakterlerin bakış açısıyla dengelenmek zorundaydı.

Kadınlar ve Orman: Empati ve İlişkiler Arasında

Filmde kadın karakterlerin, ormanla ve çevreyle olan ilişkisi ise çok daha duygusal ve empatik bir zeminde şekilleniyordu. Duygularına hitap eden bu kadın karakterler, ormanın bir kayıp, bir acı ve bir sevda olduğunu hissediyordu. Ayşe, Ahmet’in eşi ve filmdeki önemli kadın karakterlerden biri, ormanın insan hayatındaki anlamını çok daha farklı bir şekilde algılıyordu. Orman ona sadece bir iş yeri, bir kaynak ya da doğal bir alan değildi; orman, toplumsal bağları güçlendiren, insan ruhunun derinliklerine dokunan bir yerdi.

Ayşe’nin bakış açısında, orman sadece ağaçların büyüdüğü yer değildi. O, insanlar için bir yaşam alanı, bir kimlik ve bir varoluş biçimiydi. Ayşe, Ahmet’in dedesinin bir zamanlar ormanı koruma adına verdiği savaşı hatırlayarak, ormanın sadece ekonomik ya da çevresel açıdan değil, insan ilişkileri ve kültürel bağlamda da değerli bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Orman, köyün bir parçasıydı, ormanın yokluğu köyün ruhunun da yokluğu demekti.

Kadın karakterin bu duygusal ve toplumsal yaklaşımı, orman hakkında yapılan bütün çözüm önerilerinin daha geniş bir perspektifte değerlendirilmesini sağlıyordu. Orman, erkeklerin stratejik bakış açılarından farklı olarak, kadınların toplumsal bağlar ve duygusal derinlikler üzerinden anlaşılmalıydı. Orman sadece bir alan değil, köy halkının kimliğiydi.

Sonuç: Doğa ve İnsan Arasında Bir Bağ Kuruluyor

Ormancı filmi, çekildiği yerin tarihi dokusuyla çok yakından ilişkiliydi. Orman sadece bir doğal ortam değil, toplumsal ilişkilerin ve kültürün şekillendiği bir alan olarak filme yansımıştı. Erkeklerin çözüm odaklı, stratejik bakış açıları ile kadınların duygusal ve empatik yaklaşımları arasında bir denge kurulmuştu. Her iki karakter tipi, ormanın nasıl var olacağına dair farklı fakat tamamlayıcı perspektifler sundular.

Sizce, doğal alanların korunması sadece stratejik bir mesele midir, yoksa bu alanlarla kurduğumuz duygusal bağlar da bir o kadar önemli midir? Ormanlar ve doğayla ilişkimizde hangi bakış açılarının daha ön planda olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Ormanların çekim yeri, filmde sadece bir mekân değil, bir anlatı olarak hayata geçiyor. Bu film, tarihsel bağlamın ve toplumsal ilişkilerin doğal alanlarla nasıl kesiştiğini anlamamız açısından önemli bir örnek sunuyor.