Bu durum, evlilik öncesi sevgi ifadesi konusunu daha karmaşık hâle getiriyor. Çünkü yüz yüze söylenen bir sözle dijital ortamda başlayan uzun süreli bir ilişkinin bütün özellikleri aynı değil.
Dijital ortamda insanlar kendilerini daha rahat ifade edebilir. Yüz yüze söylemekte zorlandıkları duyguları mesajla anlatabilirler. Ancak mesajlaşmanın bazı riskleri de vardır: Yazılı ifadeler yanlış anlaşılabilir, kişiler kendilerini gerçekte olduklarından farklı gösterebilir ve duygusal yakınlık, birbirini yeterince tanımadan çok hızlı gelişebilir.
Pew Research Center'ın 2022'de 6.034 yetişkinle yaptığı araştırmaya dayanan ve 2023'te yayımladığı rapora göre, ABD'deki yetişkinlerin yüzde 30'u daha önce bir arkadaşlık sitesi veya uygulaması kullandığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan ve bir ilişki içinde olan yetişkinlerin yüzde 10'u mevcut eşleriyle veya partnerleriyle bu platformlarda tanıştıklarını söylemiştir. Bu veriler Türkiye'yi doğrudan temsil etmese de dijital tanışmanın modern ilişkilerdeki yerini anlamak açısından önemlidir. Kaynak: Pew Research Center, From Looking for Love to Swiping the Field.
Dinî açıdan da iletişim aracının kendisinden çok, iletişimin içeriği ve amacı önemlidir. Birine mesajla duygularını açıklamakla, onu cinsel içerikli konuşmalara zorlamak veya mahremiyetini ihlal etmek aynı davranış değildir.
Örneğin iki kişi evlilik ihtimalini değerlendirmek için mesajlaşıyor olabilir. Bu konuşmaların saygılı ve dürüst olması, birbirlerini tanımaya yardımcı olması önemlidir. Buna karşılık, taraflardan biri diğerinin güvenini kötüye kullanıyorsa veya özel konuşmalarını izinsiz yayıyorsa sorun yalnızca ilişkinin evlilik öncesinde yaşanması değildir; doğrudan etik bir ihlal söz konusudur.
Sosyal medyanın getirdiği bir başka sorun da sevginin gösteriye dönüşebilmesidir. Bazı kişiler ilişkilerini sürekli fotoğraflarla, hikâyelerle ve romantik paylaşımlarla görünür kılmak isteyebilir. Başkaları ise özel hayatlarını gözlerden uzak yaşamayı tercih edebilir. Paylaşım yapmanın veya yapmamanın tek başına sevginin ölçüsü olmadığını hatırlamak gerekir.
9. Aile Baskısı, Ekonomi ve Evlilik Kararları
Türkiye'de bu konunun yalnızca dinî değil, sosyal ve ekonomik bir boyutu da bulunuyor. Bazı insanlar evlilik öncesi ilişkilere ailelerinin yaklaşımı nedeniyle mesafeli dururken bazıları ekonomik koşullar yüzünden ciddi bir ilişkiye başlamaktan çekinebiliyor.
Örneğin iki kişi birbirini seviyor olabilir fakat henüz iş bulamamış, düzenli bir gelire ulaşamamış veya ayrı bir evde yaşama imkânı elde edememiş olabilir. Bu koşullarda evlilik düşüncesini ertelemek, mutlaka sevgisizlik anlamına gelmez.
Diğer taraftan, evlilik hazırlıklarının maliyetli olması da insanların duygusal kararlarını etkileyebilir. Düğün masrafları, ev kurma giderleri, kira ve geçim sorumlulukları, bazı çiftlerin ilişkilerinde belirsizlik yaşamasına neden olabilir.
Burada iki uç yaklaşımın da sorunlu olabileceğini düşünüyorum. Bir tarafta, “Gerçekten seviyorsan hemen evlenmelisin” düşüncesi bulunuyor. Diğer tarafta ise hiçbir somut adım atmadan yıllarca evlilik vaadiyle birini bekletmek var. Oysa insanların ekonomik hazırlık için zamana ihtiyaç duyması anlaşılabilir; önemli olan bu sürecin dürüst ve gerçekçi biçimde konuşulmasıdır.
Dinî hassasiyetleri olan ailelerde ise başka bir durum ortaya çıkabilir. Genç bir insan, sevdiği kişiyi ailesine anlatmaktan çekinebilir. Ailesinin kendisini yanlış anlayacağını, duygularını günah olarak değerlendireceğini veya ilişkiyi tamamen yasaklayacağını düşünebilir.
Bu durumda gizlilik bazen kişinin kendini koruma yöntemi hâline gelebilir. Ancak uzun süreli gizlilik, ilişkiyi daha fazla kaygı ve belirsizlik içine sokabilir. Elbette her aileye aynı şekilde yaklaşmak doğru değildir; güvenli olmayan veya aşırı baskıcı aile ortamlarında kişinin kendi güvenliğini gözetmesi de önemlidir.
Bence ailelerin gençlere vermesi gereken mesaj yalnızca yasaklar üzerinden kurulmamalıdır. Dinî sınırların neden önemli olduğu, sağlıklı ilişkinin nasıl anlaşılacağı, duygusal baskının ne olduğu ve evliliğin hangi sorumlulukları içerdiği de anlatılmalıdır.
Bir genç, duygularını ailesiyle konuşabildiğinde daha bilinçli kararlar alabilir. Korku ve utanç nedeniyle hiçbir şey paylaşamadığında ise doğru bilgiye ulaşmakta zorlanabilir.
10. Bilimsel Araştırmalar ve “Seni Seviyorum” Cümlesinin Anlamı
Bu konuya bilimsel açıdan bakarken önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir: Psikoloji araştırmaları, bir sevgi ifadesinin insanlar üzerindeki etkisini inceleyebilir; fakat bir davranışın dinen günah olup olmadığına bilimsel yöntemlerle karar veremez. Dinî hükümler, ilgili dinin kaynakları ve yorumlama yöntemleri çerçevesinde değerlendirilir. Bilim ise bu davranışların insan ilişkileri üzerindeki etkileri hakkında bilgi sunabilir.
Joshua M. Ackerman, Vladas Griskevicius ve Norman P. Li'nin 2011 yılında Journal of Personality and Social Psychology dergisinde yayımlanan “Let's Get Serious: Communicating Commitment in Romantic Relationships” başlıklı çalışması bu açıdan ilgi çekicidir. Araştırmacılar, altı çalışmada insanların sevgi itiraflarına ilişkin algılarını ve tepkilerini incelemiştir.
Çalışmanın sonuçları, insanların kimin önce sevgisini açıkladığına ilişkin tahminleriyle araştırmada gözlenen sonuçların her zaman örtüşmediğini göstermiştir. Araştırmacılar, erkeklerin ilk sevgi itirafını kadınlardan daha önce yapabildiğini ve bu itiraflara verilen tepkilerin ilişkinin koşullarına göre değişebildiğini bildirmiştir.
Bu bulguyu bütün erkekler ve kadınlar için geçerli, değişmez bir kural gibi yorumlamamak gerekir. Çalışmalar belirli katılımcılar ve araştırma koşulları üzerinden sonuç üretir. Kültür, yaş, ilişki deneyimi ve kişisel değerler gibi değişkenler farklı sonuçlara yol açabilir.
Yine de araştırmanın önemli bir yönü var: “Seni seviyorum” cümlesi, söyleyen ve dinleyen kişi için aynı anlama gelmeyebilir. Bir kişi bunu mevcut duygusunu paylaşmak için söylerken diğeri bu sözden geleceğe yönelik bir bağlılık beklentisi çıkarabilir.
Bu nedenle ilişkide açıklık önemlidir. “Seni seviyorum” demek, otomatik olarak “Seninle kesinlikle evleneceğim” anlamına gelmez. Eğer taraflardan biri bu sözü evlilik vaadi olarak yorumluyorsa, beklentilerin açıkça konuşulması gerekir.
Araştırmanın künyesi: Ackerman, J. M., Griskevicius, V. ve Li, N. P. (2011), Let's Get Serious: Communicating Commitment in Romantic Relationships, Journal of Personality and Social Psychology, 100(6), 1079–1094. Araştırmanın yayın kaydı.
11. Gelecekte Bu Tartışma Nasıl Değişebilir?
Gelecekte evlilik öncesi ilişkiler hakkındaki tartışmaların, teknolojik gelişmelerle birlikte daha farklı bir hâl alması beklenebilir. Yapay zekâ destekli arkadaşlık uygulamaları, sanal iletişim ortamları ve kişiselleştirilmiş dijital platformlar, insanların tanışma ve yakınlık kurma biçimlerini değiştirebilir.
Bu gelişmeler yeni soruları da beraberinde getiriyor. Bir insanın yapay zekâ aracılığıyla duygusal destek alması ile gerçek bir insana romantik bağ geliştirmesi aynı mıdır? Dijital ortamda tanışan iki kişinin birbirini yeterince tanıması nasıl mümkün olabilir? Çevrim içi ortamda söylenen sevgi sözlerinin samimiyeti nasıl anlaşılabilir?
Bunlar henüz bütün yönleriyle kesin cevapları bulunan sorular değildir. Teknoloji geliştikçe mahremiyet, güven, kimlik doğrulama ve duygusal bağımlılık gibi konuların daha fazla tartışılması muhtemeldir.
Buna karşılık temel ahlaki meselelerin değişmesi gerekmiyor. Dürüst olmak, karşı tarafın rızasına saygı göstermek, yanlış vaatlerde bulunmamak ve kişinin özel hayatını korumak, iletişimin hangi araç üzerinden gerçekleştiğinden bağımsız olarak önemini koruyacaktır.
Dijital ortamda insanlar kendilerini daha rahat ifade edebilir. Yüz yüze söylemekte zorlandıkları duyguları mesajla anlatabilirler. Ancak mesajlaşmanın bazı riskleri de vardır: Yazılı ifadeler yanlış anlaşılabilir, kişiler kendilerini gerçekte olduklarından farklı gösterebilir ve duygusal yakınlık, birbirini yeterince tanımadan çok hızlı gelişebilir.
Pew Research Center'ın 2022'de 6.034 yetişkinle yaptığı araştırmaya dayanan ve 2023'te yayımladığı rapora göre, ABD'deki yetişkinlerin yüzde 30'u daha önce bir arkadaşlık sitesi veya uygulaması kullandığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan ve bir ilişki içinde olan yetişkinlerin yüzde 10'u mevcut eşleriyle veya partnerleriyle bu platformlarda tanıştıklarını söylemiştir. Bu veriler Türkiye'yi doğrudan temsil etmese de dijital tanışmanın modern ilişkilerdeki yerini anlamak açısından önemlidir. Kaynak: Pew Research Center, From Looking for Love to Swiping the Field.
Dinî açıdan da iletişim aracının kendisinden çok, iletişimin içeriği ve amacı önemlidir. Birine mesajla duygularını açıklamakla, onu cinsel içerikli konuşmalara zorlamak veya mahremiyetini ihlal etmek aynı davranış değildir.
Örneğin iki kişi evlilik ihtimalini değerlendirmek için mesajlaşıyor olabilir. Bu konuşmaların saygılı ve dürüst olması, birbirlerini tanımaya yardımcı olması önemlidir. Buna karşılık, taraflardan biri diğerinin güvenini kötüye kullanıyorsa veya özel konuşmalarını izinsiz yayıyorsa sorun yalnızca ilişkinin evlilik öncesinde yaşanması değildir; doğrudan etik bir ihlal söz konusudur.
Sosyal medyanın getirdiği bir başka sorun da sevginin gösteriye dönüşebilmesidir. Bazı kişiler ilişkilerini sürekli fotoğraflarla, hikâyelerle ve romantik paylaşımlarla görünür kılmak isteyebilir. Başkaları ise özel hayatlarını gözlerden uzak yaşamayı tercih edebilir. Paylaşım yapmanın veya yapmamanın tek başına sevginin ölçüsü olmadığını hatırlamak gerekir.
9. Aile Baskısı, Ekonomi ve Evlilik Kararları
Türkiye'de bu konunun yalnızca dinî değil, sosyal ve ekonomik bir boyutu da bulunuyor. Bazı insanlar evlilik öncesi ilişkilere ailelerinin yaklaşımı nedeniyle mesafeli dururken bazıları ekonomik koşullar yüzünden ciddi bir ilişkiye başlamaktan çekinebiliyor.
Örneğin iki kişi birbirini seviyor olabilir fakat henüz iş bulamamış, düzenli bir gelire ulaşamamış veya ayrı bir evde yaşama imkânı elde edememiş olabilir. Bu koşullarda evlilik düşüncesini ertelemek, mutlaka sevgisizlik anlamına gelmez.
Diğer taraftan, evlilik hazırlıklarının maliyetli olması da insanların duygusal kararlarını etkileyebilir. Düğün masrafları, ev kurma giderleri, kira ve geçim sorumlulukları, bazı çiftlerin ilişkilerinde belirsizlik yaşamasına neden olabilir.
Burada iki uç yaklaşımın da sorunlu olabileceğini düşünüyorum. Bir tarafta, “Gerçekten seviyorsan hemen evlenmelisin” düşüncesi bulunuyor. Diğer tarafta ise hiçbir somut adım atmadan yıllarca evlilik vaadiyle birini bekletmek var. Oysa insanların ekonomik hazırlık için zamana ihtiyaç duyması anlaşılabilir; önemli olan bu sürecin dürüst ve gerçekçi biçimde konuşulmasıdır.
Dinî hassasiyetleri olan ailelerde ise başka bir durum ortaya çıkabilir. Genç bir insan, sevdiği kişiyi ailesine anlatmaktan çekinebilir. Ailesinin kendisini yanlış anlayacağını, duygularını günah olarak değerlendireceğini veya ilişkiyi tamamen yasaklayacağını düşünebilir.
Bu durumda gizlilik bazen kişinin kendini koruma yöntemi hâline gelebilir. Ancak uzun süreli gizlilik, ilişkiyi daha fazla kaygı ve belirsizlik içine sokabilir. Elbette her aileye aynı şekilde yaklaşmak doğru değildir; güvenli olmayan veya aşırı baskıcı aile ortamlarında kişinin kendi güvenliğini gözetmesi de önemlidir.
Bence ailelerin gençlere vermesi gereken mesaj yalnızca yasaklar üzerinden kurulmamalıdır. Dinî sınırların neden önemli olduğu, sağlıklı ilişkinin nasıl anlaşılacağı, duygusal baskının ne olduğu ve evliliğin hangi sorumlulukları içerdiği de anlatılmalıdır.
Bir genç, duygularını ailesiyle konuşabildiğinde daha bilinçli kararlar alabilir. Korku ve utanç nedeniyle hiçbir şey paylaşamadığında ise doğru bilgiye ulaşmakta zorlanabilir.
10. Bilimsel Araştırmalar ve “Seni Seviyorum” Cümlesinin Anlamı
Bu konuya bilimsel açıdan bakarken önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir: Psikoloji araştırmaları, bir sevgi ifadesinin insanlar üzerindeki etkisini inceleyebilir; fakat bir davranışın dinen günah olup olmadığına bilimsel yöntemlerle karar veremez. Dinî hükümler, ilgili dinin kaynakları ve yorumlama yöntemleri çerçevesinde değerlendirilir. Bilim ise bu davranışların insan ilişkileri üzerindeki etkileri hakkında bilgi sunabilir.
Joshua M. Ackerman, Vladas Griskevicius ve Norman P. Li'nin 2011 yılında Journal of Personality and Social Psychology dergisinde yayımlanan “Let's Get Serious: Communicating Commitment in Romantic Relationships” başlıklı çalışması bu açıdan ilgi çekicidir. Araştırmacılar, altı çalışmada insanların sevgi itiraflarına ilişkin algılarını ve tepkilerini incelemiştir.
Çalışmanın sonuçları, insanların kimin önce sevgisini açıkladığına ilişkin tahminleriyle araştırmada gözlenen sonuçların her zaman örtüşmediğini göstermiştir. Araştırmacılar, erkeklerin ilk sevgi itirafını kadınlardan daha önce yapabildiğini ve bu itiraflara verilen tepkilerin ilişkinin koşullarına göre değişebildiğini bildirmiştir.
Bu bulguyu bütün erkekler ve kadınlar için geçerli, değişmez bir kural gibi yorumlamamak gerekir. Çalışmalar belirli katılımcılar ve araştırma koşulları üzerinden sonuç üretir. Kültür, yaş, ilişki deneyimi ve kişisel değerler gibi değişkenler farklı sonuçlara yol açabilir.
Yine de araştırmanın önemli bir yönü var: “Seni seviyorum” cümlesi, söyleyen ve dinleyen kişi için aynı anlama gelmeyebilir. Bir kişi bunu mevcut duygusunu paylaşmak için söylerken diğeri bu sözden geleceğe yönelik bir bağlılık beklentisi çıkarabilir.
Bu nedenle ilişkide açıklık önemlidir. “Seni seviyorum” demek, otomatik olarak “Seninle kesinlikle evleneceğim” anlamına gelmez. Eğer taraflardan biri bu sözü evlilik vaadi olarak yorumluyorsa, beklentilerin açıkça konuşulması gerekir.
Araştırmanın künyesi: Ackerman, J. M., Griskevicius, V. ve Li, N. P. (2011), Let's Get Serious: Communicating Commitment in Romantic Relationships, Journal of Personality and Social Psychology, 100(6), 1079–1094. Araştırmanın yayın kaydı.
11. Gelecekte Bu Tartışma Nasıl Değişebilir?
Gelecekte evlilik öncesi ilişkiler hakkındaki tartışmaların, teknolojik gelişmelerle birlikte daha farklı bir hâl alması beklenebilir. Yapay zekâ destekli arkadaşlık uygulamaları, sanal iletişim ortamları ve kişiselleştirilmiş dijital platformlar, insanların tanışma ve yakınlık kurma biçimlerini değiştirebilir.
Bu gelişmeler yeni soruları da beraberinde getiriyor. Bir insanın yapay zekâ aracılığıyla duygusal destek alması ile gerçek bir insana romantik bağ geliştirmesi aynı mıdır? Dijital ortamda tanışan iki kişinin birbirini yeterince tanıması nasıl mümkün olabilir? Çevrim içi ortamda söylenen sevgi sözlerinin samimiyeti nasıl anlaşılabilir?
Bunlar henüz bütün yönleriyle kesin cevapları bulunan sorular değildir. Teknoloji geliştikçe mahremiyet, güven, kimlik doğrulama ve duygusal bağımlılık gibi konuların daha fazla tartışılması muhtemeldir.
Buna karşılık temel ahlaki meselelerin değişmesi gerekmiyor. Dürüst olmak, karşı tarafın rızasına saygı göstermek, yanlış vaatlerde bulunmamak ve kişinin özel hayatını korumak, iletişimin hangi araç üzerinden gerçekleştiğinden bağımsız olarak önemini koruyacaktır.